|
|
June 16
- June 11 Get Your Own Chat Box!

SENİ ÇOK AMA ÇOK SEVİYORUM
SENİN BURADA OLDUĞUN SANİYE DAKİKA SAAT
   
bİrİnİn sEnİ , SeNiN İsTeDiĞiN GiBi SeVmEmEsİ;OnUn SeNi tÜm vArLıGı iLe sEvMeDiĞi AnLaMıNa GeLmEz !!
|
PAPATYA'NIN HİKAYESİ
Koskoca bir bahçede harikulada çiçekler içinde bir papatya..Ve papatya aşık olmuş, yanmıştutuşmuş Ak sakallı bahçıvana..Bir ümit bekliyormuş. Yüzlerce çiçeğin arasından Onunla, sadece onunla saatlerce ilgilensin.. Buz gibi suyunu sadece ona döksün istiyormuş. Sadece ona değsin makası, Sadece ona gülsün dudakları.. Kıskanıyormuş bahçıvanı,Kırmızı güllerden,Sarı lalelerden, Mor menekşelerden..Zambaklardan...Papatya, sadece bahçıvan için açıyormuş, Bembeyaz yapraklarını.. Bir gün, Aşkı öyle büyümüşki..Papatya yapraklarını taşıyamaz olmuş.. Eğilivermiş boynu..Toprağa bakıyormuş artık..Bahçıvanın sadece sesini duyuyormuş Ayaklarını görüyormuş...Bunada şükür diyormuş... Yetiyormuş ona, bahçıvanın varlığını hissetmek...
Zaman akıp gidiyormuş...Papatya bahçıvanın yüzünü görmeyeli çok olmuş.. Ne var sanki boynumu kaldırsa,Bir kerecik daha görsem yüzünü diyormuş..Ve işte bir gün.. Bahçıvan papatyaya doğru yaklaşmış..İncecik bedenini ellerinin arasına almış.. Elindeki sopayı, köklerinin yanına, toprağa sokmuş bir iple papatyanın gövdesini bağlayıvermiş sopaya.. Papatya o an daha çok sevmiş bahçıvanı.. Hala göremiyormuş onu, Ama bedeni kurtulmuş.. Uzun bir müddet sonra, Bahçıvan uğramaz olmus bahçeye.. Gelen giden yokmuş.. Kahrından ölecekmiş papatya..
Ama işte bir sabah... Hortumdan akan suyun sesiyle uyanmış..Derin bir oh çekmiş.. Çılgıncasına sevdiği bahçıvan geri gelmiş..Birden, kendisine doğru gelen iki ayak görmüs.. Bu onun delicesine sevdiği bahçıvan değilmiş..Başka birisiymiş.. Adamın elinde bir de makas varmış.. Papatyanın kafasını kaldırmış yukarıya doğru..Ne güzel açmışsın sen öyle demiş.. Bu gencecik, yakışıklı bir delikanlıymış..Ama gövden seni taşımıyor demiş. Elindeki makası papatyanın boynuna doğru uzatmış.Ve bir hamlede başını gövdesinden ayırmış.. Papatya yere düşerken hatırlamış sevdigini..O ak saçlı, ak sakallı, yaşlımı yaşlı bahçıvanı hatırlamış..Birde o gencecik, yakışıklı delikanlıyı düşünmüş.. Ve o an anlamış, neden o yaşlı bahçıvanı sevdiğini..O her seye rağmen, papatyaya emek vermiş.. Ona hiç bir zaman güzel oldugunu söylememiş, Ama onu aslında hep sevmiş..
Papatya anlamış artık..Sevgi ; emek istermiş...Yere düstüğünde son bir kez düşünmüş sevdiğini..Teşekkür etmiş ona içinden..Son yaprağıda kuruduğunda, Biliyormuş artıkGerçek sevginin,söylemeden, yaşamadan, ve asla kavuşmadan varolabileceğini...
Seninle olmanın en güzel yanı ne biliyor musun?
Elin elime değmeden avuçlarımı terleten sıcaklığını taa içimde hissetmek.
Seninle olmanın en kötü yanı ne biliyor musun?
''Seni seviyorum'' sözcüğü dilimin ucunu ısırırken her konuşmamızda boş yere saatlerce havadan sudan söz etmek.
Seninle olmanın en heyecanlı yanı ne biliyor musun?
Aynı şeyleri seninle aynı anda düşünmek birlikte ağlamak gülmek. Ve buradayken bile seni çılgınca özlemek...
Seninle olmanın en acı yanı ne biliyor musun?
Seni hiç tanımadığım bir sürü insanlarla paylaşmak. Senin yanında olan, seninle konuşan herkesi çocukça kıskanmak.
Seninle olmanın en mutlu yanı ne biliyor musun?
Tanıdık birileriyle karşılaşma tedirginliği ile yollarda yürümek yan yana... Elimdeki şemsiyeye inat yağmurda ıslanmak birlikte. Elimde kır çiçeğiyle seni beklemek... Aynı mekanlarda aynı yiyecekleri yemek.
Seninle olmanın en romantik yanı ne biliyor musun?
Sensiz gecelerde sana söyleyemediklerimi yıldızlara aya anlatmak... Okuduğum kitabın sayfalarında dinlediğim şarkıların türkülerin şiirlerin her mısrasında seni bulmak.
Seninle olmanın en zor yanı ne biliyor musun?
Seni kaybetme korkusuyla hayatta ilk kez tattığım o tarifsiz duygularımı umut denizinin ortasında küreksiz bir sandala hapsetmek. Sevgili yerine yıllarca dost kalmayı başarmak. Yalın ayak yürümek bıçağın en keskin yerinde. Kanadıkça tuz yerine gözyaşlarımı basmak yüreğime.
Seninle olmanın tek yan etkisi ne biliyor musun?
Nereden bileceksin?
Sen benimle hiç olmadın ki. Olsaydın avuçlarım terlemezdi... Isırmazdım dilimin ucunu... Özlemezdim seni yanımdayken.Kıskanmazdım.
Korkmazdım yollarda yürümekten. Islanmazdım yağmurlarda... Yıldızlara aya dert yanmaz, böyle her şarkıda serhoş olmazdım.
Korkmazdım seni kaybetmekten ayaklarım kan revan atlardım sandaldan denize... Ve her kulaçta haykırırdım seni..
Ama sen hiç benimle olmadın ki...
YA AKLIN BAŞKA YERLERDEYDİ YA YÜREĞİN...
Bir kadını ağlatmak çok zor degildir aslında.  Kadınlar her şeye ağlayabilir; bir filme, bir şarkıya, bir yazıya... En az erkekler kadar yani! Ama bir kadını yürekten ağlatmak zordur. Eger bir kadın yürekten ağlıyorsa, ağlatan onun yüreğine ulaşmış demektir. Ama o yüreğin değerini bilememiş olacak ki ağlatan, gözünü bile kırpmadan teker teker batırır iğnelerini yüreğe! Işte o zaman koca bir yumruk gelir oturur boğazına kadının. Yutkunamaz, nefes alamaz; çünkü o koca yumruk canını çok acıtır. Gözleri buğulanır kadının sonra. Ağlamayacağım, der içinden. Ama engel olamaz işte. Çünkü yüreğine ulaşmıştır birileri ve iğneler saplamaktadır.. Bu acıya ne kadar karşı koyabilir ki bir kadın. Ince ince süzülür yaşlar gözünden; önce birkaç damla, sonra bir yağmur seli... Ve kadın ağlar; hem de çok! Sanmayın ki gidene ağlar kadın! Gidenin giderken koparttığı yerdir onu ağlatan, orada bıraktığı yaradır. O yaranın hiç kapanmayacağını, kapansa bile izinin kalacağını bilir kadın; o yüzden ağlar. Ama bilir misiniz, ağlamak kadınları olgunlaştırır. Her damla, daha çok kadın yapar kadınları. Her damla bir derstir çünkü. Bazen kadınlar ağladığında çogu insan, ağlama niye ağlıyorsun ki, değmez onun için derler. Bilmediklerindendir böyle demeleri. Çünkü yürekleri acıyan kadınlar ağlamazlarsa, ölürler. Içlerindeki zehirdir onlari öldüren! Ağlayarak o zehirden kurtulur kadınlar, o irini temizler yaralarındaki! Çünkü bilirler, o irin temizlenmezse iltihaba dönüsür yaraları. Dönüşmemesi lazimdır oysa. O yüzden de bolca ağlarlar. Zaman geçer sonra. Kadınlar kendilerine sarılmayı öğrenirler. Umarım öğrenirler, yoksa ruhlar sapkın yollara çarpar kendini. Sapan ruhların doğru yolu bulması da yeni acılar demektir. Bunu bilir kadınlar, o yüzden eninde sonunda öğrenirler kendilerine sarılmayı... Çok ağlayan kadınlar, bir çok seyden vazgeçen kadınlardır aslında. Her damla olgunlaştırır kadınları evet ama olgunlaştıkça o safça inandıkları aşk gerçeği onların gözünde küçülür. Küçüldükçe değerini yitirir ve işte o zaman kendilerine sarılıp, yeni bir kadın yaratırlar kendilerinden. Güçlü, yenilmez, mağrur ve aşka inanmayan.. Insanlar soruyorlar çogu zaman neden bu kadar çok bekar kadın var diye; hepsi kariyer derdinde olan. Çünkü inançlarını yitirdi o kadınlar. Zamanında yüreklerine o kadar çok iğne saplandı ki, o kadar çok ağladılar ki! Artık kendilerinden başka bir doğru olmadığına inanıyorlar, o yüzden kendilerine sarılıyorlar. Çünkü biliyorlar ki sarıldıkları adamlar onları hak etmedi; hem de hiçbir zaman! Hep bir çıkarları oldu sarıldıkları adamların. Ee o zaman niye sarılsınlar ki! Niye sarılalım ki! Etrafınızda yürekten ağlayan bir kadın varsa bilin ki olgunlaşıyordur Bilin ki, gerçekleri kabul etmeye başlamıştır. Bilin ki, artık aşkın olmadığına inanmıştır. Bilin ki, sarılacak tek bir doğrusu kalmıştır. O da kim, ne diye sormayın artık. Çok ağlayan kadınlar, eninde sonunda kendilerine sarılırlar çünkü!
Su kadar özel,
su kadar faydalı ve su kadar çok...
Tükenmez...
İnanıyorum ki, gerçekten de öylesin. Ama ister çeşmelerden dökül,
ister göklerden yağ, ister nehirler dolusu ak, dibi olmayan bir kovayı dolduramazsın. Yani; seni dinlemeyenlere sesini duyuramazsın...
Unutma! Daha çok bağırdığında daha çok dinlenmezsin...
Gürültünün parçası olursun sadece.
Suyun yanında olanlar suyu en az içenlerdir. Çünkü; su nasılsa burada,
lüzum yok ki suyu kana kana içmeye diye düşünürler...
Aynen, sesini sürekli duyanların seni dinlemedikleri gibi!
Ormandaki hiç bir hayvan, ırmağın gürültüler koparan yerinden
su içmeye çalışmadı şimdiye kadar. Hepsi, hep sabahın
en sakin anını bekledi suyun durgun yerlerini bulabilmek için,
gittiler ve sakin sakin ihtiyaçlarını giderdiler. Onlar için
en uygun olan ve kendi istedikleri zamanda...
Sen, hep bir su olduğunu düşün. Su gibi güzel,
su gibi yararlı, su gibi vazgeçilmez...
Ve su gibi hayat kaynağı olduğunu düşün. Ama su gibi
yaşatıcı ol, su gibi yıkıcı, sürükleyici ve öldürücü değil!..
Sen bir su ol... Ama rahmet ol, afet değil!
Su isen tarlalarını basma insanların, yuvalarını yıkma,
ocaklarını söndürme, sana felaket denmesin!
Su isen bir bardağa sığabil ki; damarlara giresin!..
Su, yüce Allahın insanlar için yarattığı en büyük nimetlerden biri...
Suya benzediğini unutma! Su gibi özel, su gibi güzel,
su gibi faydalı, su gibi lüzumlu ve su gibi bitmez,
tükenmez olduğunu da unutma.
Ayrıca su gibi sakin olabileceğin gibi, su gibi de
kiyametler koparıcı olabileceğini unutma...
Unutma; senin işin rahmet olmak, afet değil !
Vadiler varken önünde ve ovalar varken,
yayılabileceğin küçük ırmaklara ayırabiliyorsan kendini
ve bardaklara bölebiliyorsan, hayat verirsin çevrene.
Ve yaşayabilirsin dünya dönmesine devam ettiği müddetçe...
Yoksa hep duyulmayan, dinlenmeyen, korkulan ve
kaçılan olursun; seller, afetler gibi...
Tercih elindeydi hep ve hep de senin ellerinde olacak...
Ya tutmayı öğreneceksin dilini veya hiç durmadan
konuştuğun için, sadece bomboş ve anlamsız sesler çıkartan
birisi olduğunu zannettireceksin çevrendeki insanlara!
Ama yapman gereken şu, değil mi?
Düşüneceksin ne zaman ne söyleyeceğini.
Düşüneceksin kimin dinleyip dinlemediğini,
kimin anlayıp anlamadığını. Düşüneceksin
anlatmak istediklerinin ne kadarını anlatabildiğini...
Hatta anlayanların anladıklarının da senin anlattıklarının
ne kadarı olduğunu düşüneceksin...
Ve konuşmak için en uygun zamanı bekleyecek, en az
ama en uygun kelimeleri seçmeye çalışacaksın...
Ahmak olmayan yolcuların, önceden aldıkları biletleri ceplerinde
olduğu halde, saatlerini kontrol ederek, vakit yaklaştığında,
vapurun kalkacağı iskelede hazır olmaları gibi, sen de
fikrini bildireceğin kişinin kıyıya yanaşmasını bekleyeceksin!..
Demeyeceksinki, ben canım isteyince giderim iskeleye,
vapur da o saniyede gelmek zorunda!..
Demeyeceksin ki, aklıma geleni aklıma geldiği biçimde
söylerim. Karşımdaki de değil duymak, değil dinlemek,
anlattığımdan bile fazlasını anlamak zorunda!..
Keşke öyle olsaydı. Keşke haklı olsaydın,
ama maalesef değil...
Ağzını açıp şelaleden dökülen suyu içmeye çalışan
bir tavşan gördün mü hiç ?..
Veya önüne çıkan ağaçları dahi sürükleyen bir selden
susuzluk gidermeye uğraşan bir ceylan gördün mü ?
Kaplanlar bile içebilmek için suyun durulmasını bekler,
beyni olan her yaratık gibi!
Hadi... Sen şimdi su olduğunu düşün, ve kendini su gibi hisset...
Su gibi özel, su gibi güzel, su gibi berrak, su gibi yararlı...
Su gibi hayat kaynağı ve su gibi bitmez, tükenmez olduğunu hatırla...
Ama yine su gibi bir küçük bardağın içine sığdır ki kendini;
girebilmeyi öğren insanların damarlarına...

|
HİÇ DÜŞÜNDÜNMÜ SEN KİMSİN??
SEN KİMSİN
|
BILIYOR MUSUN SEN KIMSIN?..
SEN,
“Siz insanlar için çikarilmis en hayirli bir ümmetsiniz, iyiligi emreder,
kötülükten vazgeçirmege çalisirsiniz.. Çünkü Allah’a inaniyorsunuz..” Fermaninin sahibisin!..
SEN,
“Alemlere rahmet olarak gönderilen” ve dehsetli mahser günü herkesin “Nefsi! Nefsi!” diye çirpinacagi bir zamanda, secdelere kapanip; “Ümmetimi isterim Ya Rab!.. Ümmetimi bagislamadikça kalkmam” diye feryad edecek olan Habib-i Kibriya’nin ümmetisin!..
SEN,
Resûlullah’in ashabina; “Orduya yardim ediniz” dedigi zaman, bütün servetini alip getiren ve Peygamberin “Çocuklarina ne biraktin?..” sorusuna; “Allah’i ve Resûlünü biraktim Ya Resûllullah!” cevabini veren Hz. Ebûbekir’in yolundasin!..
SEN,
Devlet reisi oldugu halde, içi su dolu bir tulumu sirtina yüklenerek halk içinde dolasan ve oglunun; “Babacigim, niçin böyle yapiyorsun?” sorusuna; “Oglum! Nefsimi biraz begenir gibi oldum.. Onu zelil etmek, gururumu kirmak istiyorum” diyen Koca Ömer’in izindesin!
SEN,
Müslümanlar arasinda açligin ve kitligin hüküm sürdügü bir zamanda Sam’dan kendisine ait zeytinyagi, üzüm ve bugday yüklü olarak gelen bir deveyi yükleriyle beraber yoksullara tasadduk eden Hz. Osman’in ardindasin!..
SEN,
Cebinde bulunan 4 dirhem servetin 1 dirhemini gizlice, 1 dirhemini açikça, 1 dirhemini gece ve kalan 1 dirhemini de gündüz , kimsesizlere sadaka olarak veren ve Allah Resûlünün; “Neden böyle yaptin ?”suâline “Belki Allah bunlarin birini olsun kabul eder düsüncesiyle diyen Hz. Ali’yi takip edensin!
SEN,
Allah yolunda cihada çikan ve karsisinda ATLAS Okyanusunu görünce, devesini dizlerine kadar denize sürerek, kilicini çekip; “Ya Rabbi! Sahid ol! Önüme su uçsuz bucaksiz derya çikmasaydı senin sanini daha ileriye götürürdüm!” diyen mücahidlerin pesindesin!..
SEN,
40 sene yatsi abdestiyle sabah namazini kilan Imam-i Âzam’larin, Malazgirt Ovalarinda Allah Allah sesleriyle at kosturan ve Anadolu kapilarini müslüman Türklere açan Alp Arslanlarin arkasindasin!..
SEN,
Misafir kaldigi evde gece sabaha kadar ayakta duran ve; “Biz Kur’anin bulundugu odada ayaklarimizi uzatip yatmaktan hayâ ederiz” diyen Osman Gazilerin torunusun!..
SEN,
Resûllullah’in müjdesine nail olup, küfrün dogu kal’asini, istanbul’u fethederek Islam’a teslim eden, yeni bir çag açan Fatihlerin, dünyayi müslümanlardan baskasina dar gören Yavuzlarin, karalarin- denizlerin hakani Kanûnilerin neslisin!..
SEN,
Istanbul’da okumaya basladigi Ezan-i Muhammediyeyi, Çaldiran ovalarinda bitiren, Tuna’da aldigi abdestin namazini Afrika çöllerinde kilan, Hazer kiyilarinda getirdigi tekbir seslerinin yankilarini Viyana kapilarinda duyan kahramanlarin evladisin!..
SEN,
Vatanini, mukaddesâtini müdafaa ederken düsman kursunlarinin darbeleriyle bagirsaklari delik-desik disariya firlayan ve bir eliyle onlari karnina iterken, diger eliyle gögsünden bir baska kursunu eliyle çikarip, yaninda bulunan arkadasina; “Al arkadasim! Sag olur da dönersen, su kursunu ogluma ver! Ve O’na de ki; “Bunu sana baban son nefesinde gönderdi ve O’da ayni sekilde ogluna aktarmazsa hakkimi helal etmem! “ dedi diye ulvî ruh örnekleri veren sehitler kafilesinin çocugusun!..
ISTE SEN BUSUN!..
Bu altin halkalara eklenebilecek daha binlerce halka içerisinde;
Senin cevherin, aslin astarin, esasin budur iste!..
Sen bu kapilar disinda baska bir kapini insani,
Bu altin halkalar disinda baska bir halkanin esiri olamazsin!
Namazsiz, niyazsiz, maneviyatsiz, ruhsuz, köksüz, kozmopolit, satilmis olamazsin!
Allahsiz, Peygambersiz, Kitapsiz olamazsin!
“Bana dokunmayan bin yil yasasin!” “Neme lazim” “Evimden uzak”
“Her koyun kendi bacagindan asilir” gibi yahudi sözlerini agzinin sakizi yaparak, mücadele ve hizmet azmini yitiremezsin!
Komsun aç iken, sen tok gezemezsin!
slam’in yasak kildigi günah yuvalarinda vaktini öldüremez, aile fertlerini batinin kokusmus hayat tarzina uyduramazsin!
Yavrularini çagdas asrin zihniyetine terkedip, cehenneme talip olamazsin!
Sen kainatin en üstün varligi olarak yaratildin, buna layik olarak cennet bahçelerine talip olmalisin..
Hem burada... Hem orada
,
|
BEKLENEN HEP YARINLARDI
Yüzün güneşe bakardı.
Günebakanlar kıskanırdı.
Zaten sen bakmazsan güneş parlamazdı.
Yüzüne hayranlıkla bakarken gözlerin bir sevdayı anlatırdı.
Ben o sevdanın tutkunuydum ve bir sevda ancak böyle tutkulu yaşanırdı. Hüznün karanlığına teslim gecelere,senin varlığınla direnirdim.
Varlığın beni çoğaltırdı.
Ne kadar çoğalırsam aşkım o kadar büyürdü ve aşk sadece senin adınla vardı.
Elimdeki bir kaç umut kırıntısı her gün ama her gün yeniden besteleyip bitmeyen bir aşk senfonisine dönüştürürdüm.
Her notası seni anlatırdı.
Sen duymazdın ama dinleyen herkes seni anlattığımı anlardı.
Günler solar,mevsimler değişir,zaman delice akardı.
Yalnızlık bir kılıç olup yüreğime saplanırdı sensizliğe günce yazıp kimsenin bulamayacağı yerlere saklardım.
sensiz olduğum bilinsin istemezdim.
Çünkü bu yürek sadece seninle atardı.
Ağlardım,kimse görmezdi.
göz yaşlarım içime akardı.
Seni özlemek bir fırtınayı andırırdı.
fırtınalar içimdeki sevda ağaçlarını kökünden kopartırcasına sallardı.
Her seferinde bir yolunu bulup ağaçlarımı kurtarırdım.Bu yüzden benim sevdam yıkılmazdı.
Aşkın yarını yoktu ama bizim beklediğimiz hep yarındı.
Bugün hiç yaşanmadı.
Bu ne sana ne de bana uyardı ama çaresizlik elimizi,kolumuzu bağlardı.
Hayata isyan ederdim,isyan tek arkadaşımdı.
Bu sevdayı yaşamak, ayakta tutmak kolay değildi,yorardı.
Yinede şikayet etmezdim,çünkü senin için her şey göze alınırdı.
Hain değildim ben,seni aldatmadım.
Beynimde yüreğimde seninleyken bir başkası bana yabancıydı.
Yabancılara teslim etmedim kendimi,kimsede teslim alamadı beni. Mükemmel değildim hatalarım vardı.
Ama hatalarımı fark edip düzeltmeyi bilirdim.En ufak hata seni biraz incitse beni yıkardı.
Şimdi “gittim” diyorsun.
Hiç kalmadın ki benimle gidesin…Benimle kalan hep yalnızlıktı.
Olmayışının hiçbir önemi yok.
Bir tarafında hep sen olsan da benim aşkım bağımsızdı.
Hayatta hep tatlı anlar yoktur ya, nasıl yaşadıysam seni, acıyı da yaşamayı bilirim.
Aslında çokta üzülecek bir şey yok.Çünkü bu aşk baştan sona imkansızdı…
SİNAN'IN AŞKINA
ßĨŹŹ
İŞTE 'BİZ'İM 'BİZ'LERİMİZ   "BİZ" UYUYORUZZ "BİZ" MUTLUYUZ "BİZ" GÜLÜORUZZ "BİZ" ALISVERİŞ YAPIORUZZ "BİZ" SUSUYORUZZ "BİZ" SEVİORUZZ "BİZ" ELELEYİZ "BİZ" BİZ'İZ "BİZ" VARIZ "BİZ" MERAY'IZ "BİZ" DURMADAN RESİM ÇEKTİRİYORUZ "BİZ" BİZSİZ ÇOK ZAMAN GEÇİRMEYELİM DİYE UYKU MANYAĞI OLUYORUZ "BİZ" BİZ'E ÇOK DEĞER VERİOORUZ "BİZ" ÇİKOLATA YİORUUZZZ "BİZ" BİZ'İ SEVİORUZ "BİZ" BİZ'LE İLGİLENİORUZ "BİZ" HERSEYDEN 2ŞER TANE ALIORUZ "BİZ" AŞKIN MASAL OLDUĞUNU VE SONUNA KADAR BU MASALIN KAHRAMANLARI OLACAGIMIZA YEMİN ETİİK "BİZ" UZAKKENDE BİRBİRİMİZİ SEVİYORUZ "BİZ" İM SARKIMIZZ Brayn Adams - When a Men Loves a Woman "BİZ" İM 1 KALBİMİZ VAR "BİZ" YEREL AĞ BAGLANTISI OLMASADA YAZIŞIYORUZ "BİZ" HEP FİLM İZLİYORUZ "BİZ" BİRBİRİMİZİN SÖZÜNÜ DİNLİYORUZ "BİZ" BİRBİRİMİİZİN "MELEĞİ" VE "BİTANESİYİZ" "BİZ" YEMEK YAPMAYI KİTAPTAN ÖRENCEZ "BİZ" BİRBİRİMİZ İÇİN DOĞRU KİŞİYİZ "BİZ" İM 7. DUYUMUZ BİRBİRİMİZ "BİZ" BİZ ŞUAN ÜŞÜMÜORUZ ÇÜNKÜ ASŞ YELEĞİMİZİ GİYDİK "BİZ" ŞUAN ÇOK GÜZEL Bİ UYKUDAYIIZ LÜTFEN RAHATSIZ ETMEİİNN !!
"BİZ" BİZ'İZ "BİZ" "BİZ" "BİZ" YASASINNNNN "BİZ" ("biz"ime yazdım o anladı )
____##########*________________________ __*##############______________________ __################_____________________ _##################_________**##*______ __##################_____*##########___ __##################___*#############__ ___#################*_###############*_ ____###############################*_ ______###############################__ _______#############################=__ ________=##########################____ __________########################_____ ___________*####################=______ ____________*##################________ _____________*###############__________ _______________#############___________ ________________##########_____________ ________________=#######*______________ _________________######________________ __________________####_________________ __________________###______________________ ___________________# ____________________
June 08
SİNAN SİNAN SİNAN SİNAN SİNAN
Hoşçakal aşkım
Yolun gülle,
Yüreğin sevgiyle dolsun..!
Bak...
Nerelerden nerelere geldik...
Şimdi biz bittik...
Bir de başlangıcımız vardı
Sonunda bol gözyaşı döktüğümüz.
Sor yağmurları kendine
Kışları da sor.
Baharları bana bırak
Senden tek yadigar olarak.
Adı belli, sonu belli idik.
Soğuk bir mart akşamı idi
Beni son kez öpüp gidişin.
O an sadece yanımdan
Karanlığa karışmıştı yansıman.
Şimdi
Yüreğimden git diyorsun
Olur birtanem giderim .
Yollar böyle uzun
Aşk’lar böylesine vurgunken
Giderim, son kez gözlerine bakamadan
Giderim, son kez sarılamadan
Uykusuz sabahlayarak.
Pişman değilim
Sevdim seni.
Delice sevildim.
Hayat seni yaşamamı istedi
Yaşadım..
Ama keşke
Yüreğinden giderken
Ölüm beklemese başucumda.
Yine de
Yolun gülle,
Yüreğin sevgiyle dolsun..!
Sana en kötü sözüm bu olsun..!
kader... belki... yanıbaşında olurum sımsıkı tutarım elini bida bırakmamak üzere gözlerine bakarım belki sonre kocaman öperim seni belki... belki sende beni öpersin.. kim bilir.. belki.. belki yağmurda elele yürürüz sarmaş dolaş elbiselerimizin ıslaklığı birbirine geçer belki.. ve bu yüzden şemsiye açmayız sen benim kolumun altına saklanırsın belki.. belki de gelemem seni bıraktığım yerde bulamayacağımı düşündüğüm için gelemem belki… kim bilir.. belki gelsemde seni bulamam… kayıp aşıklarız biz sen bende ben sende kayıbız

Sen, yalnızlığa inat bütün bir geceyi, sevgilinin düşüyle geçirebilir misin? Gelmeyeceğini bile bile, sanki her an kapıdan girecekmiş gibi gözünü kırpmadan sabaha kadar bekleyebilir misin? Bugüne kadar ne yaşadıysan yaşadın. Bunların hepsinden sıyrılıp, özünü asla yitirmeden yeni bir kimlikle başka dünyalar kurup yeni hayatını mutlu kılmak için uğraşabilir misin? Yağmurun altında aklında sevgilin, dudağında onu anlatan bir şarkıyla mırıldanarak saatlerce yürüyebilir misin? Oysa herkes kaçmaktadır yağmurdan. Seni ıslatanın aslında yağmur değil aşk olduğunu anlayabilir misin? Yüreğini cesurca açıp, bazen ağlamayı, bazen ümitsizce beklemeyi, bazen öfkelenmeyi ve herkesin huzurlu olarak nitelediği sakin, beklentisiz, sürprizlere kapalı hayatını terk etmeyi göze alabilir misin? Nefes almanı zorlaştıran, yüreğinin yerinden fırlayacak gibi çarpmasına neden olan, hoş ama zaman zaman da sıkıntı verici o heyecanı, saklamaya ya da azaltmaya çalışmadan her zaman taşıyabilir misin? Özlemin, küçücük bir kordan, kentleri yakacak kocaman bir yangına dönüşmesine izin verebilir misin? Elde ettiğin her şey senin olsun. Sen yarın için hayal kurabilir misin? Arzuladığın sevgiliye kavuşmanın hayalini kurmaya cesaret edebilir misin? Bunu yaparken bazılarının sana "aptal" deme riskini göze alabilir misin? Hiçbir şey düşünmeden, sadece o anı yaşayıp yüreğini, beynini, bedenini coşkunun ve hazzın kucağına teslim edebilir misin? Nerede olduğunu, kim olduğunu, kimlerle olduğunu unutup, sıyrılıp kaygılardan dans edebilir misin saatlerce? Hem kendini hem sevgilini hatalarıyla, değiştirmeden kabul edebilir misin? Her güne yeni bir isim verip başka başka anlamlar katabilir misin? Hiç kimsenin görmediği güzellikleri fark edebilir misin? Ruhuna ihanet etmeden, sadece yüreğinin sesini dinleyerek ve yüreğin sana "o" dedikçe onun izinden gidebilir misin?
Söyle, sen gerçekten bana aşık olabilir misin ..?
Eskiden buralara güneş doğardı Kuş seslerini kessen kuşlar kızardı Yüzümde tebessüm bahardı Senli şarkılarım vardı benim Bir gittin Gidişinle Yağmur Ağladı...
CENNET
    
Hz. Peygamber (sas) şöyle buyurdular: “Kim Allah’tan başka ilah olmadığına, Allah’ın bir ve şeriksiz olduğuna ve Muhammed’in O’nun kulu ve Resulü (elçisi) olduğuna, keza Hz. İsa’nın da Allah’ın kulu ve elçisi olup, Hz. Meryem’e attığı bir kelimesi ve kendinden bir ruh olduğuna, keza cennet ve cehennemin hak olduğuna şehadet ederse, her ne amel üzere olursa olsun Allah onu cennetine koyacaktır.” (Buhari, Enbiya 47)

ÖLüMDüR YaŞaNaN TeK BaŞıNa ...
|
|
|
|
|
AŞK İKİ KİŞİLİKTİR
Değişir yönü rüzgârın Solar ansızın yapraklar. Şaşırır yolunu denizde gemi Boşuna bir liman arar. Gülüşü bir yabancının Çalmıştır senden sevdiğini, İçinde biriken zehir Sadece kendini öldürecektir. Ölümdür yaşanan tek başına Aşk, iki kişiliktir.
Bir an ı bile kalmamıştır Geceler boyu sevişmelerden Binlerce yıl uzaklardadır Binlerce kez dokunduğun ten. Yazabileceğin şiirler Çoktan yazılıp bitmiştir. Ölümdür yaşanan tek başına Aşk, iki kişiliktir.
Avutamaz olur artık Seni bildiğin şarkılar. Boşanır keder zincirlerinden Sular, tersin tersin akar. Bir hançer gibi çeksen de sevgini Onu ancak öldürmeye yarar. Uçarı kuşu sevdanın Alıp başını gitmiştir Ölümdür yaşanan tek başına Aşk, iki kişiliktir.
Yitik bir ezgisin sadece, Tüketilmiş ve düşmüş gözden. Düşlerinde bir çocuk hıçkırır Gece camlara sürtünürken. Çünkü, hiç bir kelebek Tek başına yaşamaz sevdasını. Severken hiçbir böcek, Hiç bir kuş yalnız değildir. Ölümdür yaşanan tek başına Aşk, iki kişiliktir.
Ataol Behramoğlu
|
|
|
|
|